29 Mayıs 2009 Cuma

Neo-sömürgecilik üzerine...


Bugün NTV'de rastladım bu habere. Özellikle zengin arap ülkeleri, tarım ürünleri ihtiyaçlarını bazı ülkelerin tarıma elverişli topraklarını kiralayarak gideriyormuş ve Birleşmiş Milletler'in ilgili temsilcilerinden biri bu antlaşmaların gizliliğine atıfla bu yeni uygulamaya Neo-sömürgecilik adını uygun görmüş. Suudi Arabistan şimdiden, Etiyopya'daki tarım arazileri için 100 milyon dolar yatırım yapmış ve bu rakam Etiyopya'ya yapılan sağlık yardımlarının "bile" üzerindeymiş.

Topraklarını kiralayan ülkeler; Rusya, Pakistan, Filipinler, Sudan, Endonezya, Etiyopya, Tanzanya, Madagaskar, Brezilya, Mali, Nijerya, Angola ve Kongo Cumhuriyeti iken, milyonlarca hektarı kiralayan ülkeler arasında Suudi Arabistan dışında, Katar, Kuveyt, Libya, Bahreyn ve Çin var.

Şu "neo" sözü beni çok irrite ediyor doğrusu. Neo-sömürgecilik, neo-sömürücülük ve neo-liberalizm... Liberalizm'in dünü neydi ki "neo"su olsun., ya da sömürünün tabi... Sömürgecilik, sömürücülük adına başka türlü cancanlı isimlerin adı altında yapılanlar şimdi kendini "neo" olarak tanımlatıyor bir bakıma. Bu sefer "doğu" ülkelerinin bu "sömürü"yü gerçekleştirmesi belki bu tanımlamayı yaptırtan, tabi sömürülen hala Afrika olsa da... Ancak sömürünün asıl kaynağını da gizleyen bir tanımlama aynı zamanda bu...

Günlük 2 doların altında ücretle yaşayan ve günde 18 saat çalışan insanların sefaleti değişmiyor, o toprağı hangi ülkenin yönettiğinin değişimine göre... Ya da tüketecekleri, yani onlara verilen-öldürmeyecek kadar-besin miktarı da değişmeyecek, aman hiç üzülmeyin. Afrika'nın suyunu sıkmaya devam edecek uluslararası sermaye sınıfımız. Bu arada da bazı zengin ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayacak, kiralanan ülkelerin devlet görevlileri bunlardan nemalanacak ve tüm olup biten "ilericilik" adı altında lanse edilecek... Burada olup biten tabii ki kiralanan ülkelerin çalışanlarının başına patlayacak... Eh, zaten çok da bir şey değişmeyecek.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

İnternet "haberciliği"












Haberciliğin bilişim çağında ayak uydurduğu bir başka alan olan internet haberciliğinin Türkiye'deki örnekleri, daha çok "tık" pahasına yapmadıklarını bırakmıyor. Özellikle Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin internet sitelerine bir göz atmakta fayda var. Zaten sık kullanılanlara kaydettiğim hurriyet.com.tr adresini sıklıkla ziyaret etmekteyim, ki adı üstünde o bir sık kullanılan... Ancak Milliyet'in de çok farklı olmadığını geçen gün fark ettim.

Fark ettiren şey ise, tıpkı hurriyet.com.tr gibi, Milliyet'in de internet sitesinin, aslında haberin içeriği ile alakası olmayan sadece ama sadece haberi daha ilginç kılmak için, haberin adresine bağlantılı olan resim-haber'e "saçma-ilginç-inanılmaz" ekseninde başlıklar yerleştiriyor olması...

"Fotoğrafları için tıklayın"'a alıştık belki, hatta memnun olanlar da vardır. Ancak sırf insanlar sitelerinde daha fazla dolaşsın, sonra da "İşte bu kadar tıklanıyoruz" diye hava atacaklar diye, haberleri böyle çarpıtmaları organize bir çaba olsa gerek. Yeri gelince internet haberciliğinin kaymağını yemekte ("abc.com.tr'nin ihbarı işe yaradı" haberlerine istinaden) sıkıntı çekmeyen editörler umarım bu gereksiz inatlarından da kurtulurlar. Biz sizi "yerleştirdiğiniz" fotolarla çok sevdik, lütfen daha fazla cinlik göstermeyin. Verdiğiniz dizi spoilerları, dünya basının tozlu sayfalarına karışmış: "Dünya bu topu konuşuyor" haberleriniz artık can sıkıyor...

İnternet haberciliğinin saçmalıkları yazı dizisi devam edecek =) ve evet şu anda karar verdim... Nitekim düşündükçe daha çok şey aklıma geliyor, durduramıyorum.

22 Mayıs 2009 Cuma

Başlangıç

Başlangıçta pek bir şey yazamayacağım. Ancak siyaset, medya ve toplumsal gelişmelere dair düşüncelerimi paylaşacağımı belirteyim. Yorumlarınızı esirgemeyin.